Bugun...
Pancar Arabası


Mustafa Boncukcu HAKÇA
 
 

Bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi oyuncak mı vardı?! Hoş, artık oyuncaklarla da oynamıyor çocuklar! Bilgisayar, tablet ve akıllı cep telefonları içine yüklenen oyun uygulamaları çocukları sanal oyunlara yöneltmiş durumda. Ufacık bebelerin susması için eline verilen telefonlarla başlayan elektronik oyun merakı çocukları erken yaşta bilgisayar kurdu yapıp çıkarıyor. Fiziki oyunlar çocuklar için geri planda kalırken, oyun ihtiyacı zihinsel oyunlarla karşılanmaya çalışılıyor. 

Şimdi çok yaygın olan elektronik oyunlar çok değil, bundan 10-15 yıl önce oyun salonlarında oynanırdı. Tabii diğer oyuncaklarla oynanan oyunlardan bıkan ya da değişik oyun isteyen çocuklar, ebeveynleri tarafından oyun salonlarına götürülür ve çocukların isteği yerine getirilirdi. 

Eskiden her çocuğun satın alınan oyuncağı olmazdı. Oyuncakları olan kimi çocuklardan kızların çeşit çeşit bebekleri, oğlanların ise çeşit çeşit arabaları veya silahları! Metalden, plastikten, tahtadan, diğer malzemelerden yapılmış olan oyuncaklar evlerin içinde oynanır, evlerin dışında, sokaklarda da fiziki oyunların yanı sıra çeşitli oyuncaklarla vakit geçirirdi çocuklar...

Saklambaç, körebe, birdirbir ve buna benzer oyunlar tabii ki oyuncaksız oynanırdı. Ancak bir çember çevirme, topaç çevirme, çelik çomak, istop, ip atlama ve çanak çömlek patladı gibi oyunlar basit malzeme ve aletlerle oynanırdı. Elbette oyuncakların olmadığı ya da oyuncak almaya ekonomik gücün yetmediği zamanlarda çocukların en gözde oyunları bu gibi oyunlar olurdu.

Biz de çocukluğumuzda böyle oynadık, çocukluğumuzda olmayan ve çocukluğumuzun yetişemediği çağda icat edilen oyunları da gençliğimizi bırakın, yetişkinliğimizde oynamaya çalıştık.

Hatırlıyorum, Gülşehir'de pazar o zamanlar kurulmuyordu. Pazar ihtiyaçları Nevşehir'den karşılanıyordu. Fakat şimdiki gibi sebze-meyve her zaman pazardan alınmazdı. Gülşehir'in bahçeleri o zamanlar Gülşehirlileri doyururdu. Sadece Gülşehir'de üretimi olmayan sebze-meyveden tutun diğer bütün ihtiyaçlar Nevşehir pazarından karşılanırdı.

Çok nadir gidilen Nevşehir pazarından bir gün bana plastikten yapılma ve döndükçe ses çıkaran tekerlekli bir oyuncak horoz getirildi. Her zaman oynadığım bilyelerden, tavuk tüylerinden ya da artist kartlarından çok daha ilginç ve zevkli gelmişti bana oyuncak horoz. Evimizin önünde özellikle yanları düz beton olan üzeri açık ark kenarında onunla oynamaya başladım. Çok sevmiştim bu teknolojik oyuncağı! Ancak bu sevincim çok kısa sürdü. Alınışının ikinci veya üçüncü günü arkta bahçelere su gittiği bir gün onu suya düşürdüm. Çok küçük olduğum için arktaki su benim gücümün yetmeyeceği kadar çok ve hızlı akıyordu. Oyuncağımı kapan suyun peşi sıra koşarken bir yandan da var gücümle bağırıp ağlıyordum. Arkın suyunu beton boruya kadar takip ettim. Bu arada oyuncak horozum suda batıp çıkıyor, bir gözden kaybolup sonra yüzeye çıkınca yakalama umudumu artırıyordu. Ne var ki yakalayamadım. Borunun içinde suyla beraber kayboldu. Umudum da suyun içinde yitti gitti. 

Ertesi gün suyu kesilen arkta oyuncak horozumu aradım durdum. Bulmak ne mümkün?! O ark bizim oturduğumuz Çayır Mahallesinden, şimdi Karavezir Mahallesi olarak anılan ve tamamen ev kaplanan bahçelere, Kızılırmak'a ulaşacak kadar gidiyordu. Oyuncağımın kaybolmasına çok üzülmüştüm.

Rahmetli annennem benim bu üzüntümü gördü. Birkaç gün sonra elinde bir-iki pancarla geldi. Ne olduğunu bilmiyordum, ama bana onların şeker pancarı olduğunu söyledi. 'Sana, dedi, araba yapacağız!' 'Bu topak şeyden araba mı olurmuş' diye aklıma gelse de merakımı çekti. Annennemin elinden el işleri pek gelirdi. Kesti, biçti, düzeltti ve bir saat sonra oyuncak horozum kadar hoşuma giden bir oyuncak pancar arabasını sürmeye başladım. 

Bir pancarın gövdesini araba şeklinde kesmişti. Ayrıca dört adet de yuvarlak olarak kestiği tekerlekleri gövdeyi delerek birer eksenle birbirine tutturmuş, dönerek sürülmesine imkan sağlamıştı. Bir uzun sopayla da üstünden direksiyon yapıp elime aldım mı, sürmenin keyfine doyulmuyordu. Horoz oyuncağımı unutmuş, pancar arabası oyuncağım favorim olmuştu.

O zaman öğrenmiştim, şeker pancarını... Pancardan şeker yapıldığını... Sonra pancarın tatlısını da yedim. Pekmezle yapılan pancar tatlısına doyum olmuyordu. 

Daha sonraları pancar motorları çıktı. Şeker pancarı ekimi yaygınlaşıp çoğaldıkça bu motorlar hem taşıma ve iş yapmada kullanılıyordu, hem de su sulamada... 

Oyuncak pancar arabamı çocukluğum boyunca çok kullandım. Bozuldukça yenisini yaptırdım. Sonra kendim yapmayı öğrendim. Kendi oyuncağını kendin yap dediler! Aynen 'Kendi uçağını kendin yap' diyen Büyük Atatürk gibi... Kendi şekerini üreten Türkiye gibi...



Bu yazı 508 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Gülşehir Meslek Yüksekokulunda Hangi Yeni Bölümlerin açılmasını istersiniz?


YUKARI